Daha fazla hava durumu tahmini: 15 günlük hava durumu
İran ve İsrail ile dengeli diplomatik ilişkiler kurulacak, ABD’yle de güvence karşılığında müttefiklik devam edecekti. Körfez ülkelerinin bu zamana kadar izlediği güvenlik planı aslında bu kadar yalındı.

Yaşanan kimi “pürüzlere” karşın Bahreyn, Kuveyt, Umman, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin bu plan uzun süre boyunca işe yaramıştı. Ta ki 28 Şubat’ta İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırıları başlayana, İran da verdiği sözü tutana kadar. 

Peki, neydi bu söz?

“Askeri saldırıya maruz kalması durumunda İran, meşru müdafaa hakkını kullanarak kararlı ve orantılı bir şekilde karşılık verecektir. Düşmana ait bölgedeki tüm üsler, tesisler ve varlıklar meşru hedef olacaktır. ABD öngörülemeyen ve kontrol edilemeyen sonuçlardan tam ve doğrudan sorumludur.”

İran ve İran’ı destekleyen güçlerin misillemeleri kapsamında 28 Şubat’tan bu yana Körfez ülkelerinde bulunan ABD üsleri ile kritik noktalara en az 917 füze ve 2 bin 631 İHA saldırısı düzenlendi. Bu saldırılarda çeşitli hedefler zarar görürken, onlarca kişi hayatını kaybetti, yüzlerce kişi de yaralandı.

Ancak Körfez ülkelerinin tek problemi bu değildi. ABD ve İsrail’in saldırılarının ardından İran deniz yoluyla petrol ticaretinin önemli rotalarından olan Hürmüz Boğazı’nı da fiili olarak kapattı. Hürmüz’ün kapatılmasıyla birlikte petrol üreticisi Körfez ülkelerinin şimdiden 15 milyar doları aşkın değerde enerji geliri kaybettiği tahmin ediliyor. 

Ülkelerindeki çeşitli noktalara yönelik saldırılar, kaybedilen enerji gelirleri, Trump’ın yerine getiremediği sözler, Körfez ülkelerinde kırılma yaratmaya başladı.
Körfez ülkeleri yeni güvenlik planları arıyor, bu arayış da beraberinde çeşitli tartışmaları gündeme getiriyor. 

‘Körfez ülkeleri NATO gibi bir askeri ittifak kursun’

“Bölgemizdeki bu savaş, diğer savaşlar gibi sona erecek ancak Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin çıkarması gereken dersler ve ibretler vardır; bunların en önemlisi dayanışma, ittifak, söz ve duruş birliğidir. Konsey ülkeleri için artık, NATO gibi sahada gerçek ve etkili bir askeri-güvenlik ittifakı kurmaktan başka çare kalmamıştır.”

Açıklama; Bahreyn, Kuveyt, Umman, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin derhal çalışmalara ve hazırlıklara başlaması gerektiğine yönelik çağrıyla devam etti.

Bu çağrının sahibi, eski Katar Başbakanı ve kraliyet ailesi üyesi Hamed bin Casim bin Cabir Âl-i Sani.

Sani, Körfez ülkelerinin ortak çıkarlarını koruması, bir arada durması, halklarının ve devletlerinin bağımsızlığını güvence altına alması için tüm anlaşmazlıkların azimle ve gecikmeden aşılması gerektiğini savundu.

Körfez ülkelerinin askeri ortaklık için gerekli coğrafyaya, kaynaklara ve paraya sahip olduğunu belirten Sani, “Belki de kuşatmaya rağmen kendisi için gelişmiş bir füze sanayi üssü kurmayı başaran ve maalesef bu füzelerle ülkelerimizi haksız yere bombalayıp saldıran İran’dan ibret almalıyız” ifadelerini kullandı.

Hamed bin Casim bin Cabir Âl-i Sani

İran ve İsrail’le denge politikasının devamı öngörülüyor

Sani her ne kadar yeni bir ittifak önerse de İran ve İsrail’le dengeli ilişkiler kurmaya yönelik mevcut planın devam etmesi gerektiğine şu ifadelerle dikkat çekiyor:

“İran, kendisiyle fikir ayrılıklarımızın olmasına, bize karşı yaptıklarını ve yapmakta olduklarını reddetmemize ve bu nedenle onu bugün kendimize düşman olarak görmemize rağmen her zaman komşumuz kalacaktır. Ülkelerimiz, İran ile en iyi diyalog yöntemini belirlemek ve politikalarından neleri kabul edip neleri etmeyeceğimize karar vermek için bu konuyu tartışmalı ve üzerinde anlaşmalıdır. 

Aynı şekilde İsrail de bizden uzak değildir; onunla bir anlayış birliğine ihtiyacımız olabilir, ancak bu onun ilan edilen politikalarına göre değil, Filistin haklarına ve işgal altındaki Arap topraklarına hizmet edecek şekilde, ortak çıkarlar ve iyi komşuluk ilkeleri doğrultusunda olmalıdır.”

Sani, ittifakın kurulması ve denge politikasının sağlanması durumunda Körfez ülkelerinin ABD, İran ve İsrail arasında yaşanacak bir çatışmada “günah keçisi” haline gelmeyeceğini savunuyor.

Çelişen çıkarlara karşı uyarı

Öte yandan Sani, Körfez ülkelerinin zaman zaman çelişen hatta Sudan ve Yemen örneklerinde de olduğu gibi çıkar çatışmasına evrilen tutumlarına açıkça değinmese de dikkat çekiyor ve şu çağrıda bulunuyor:

“Tüm bunlar, KİK ülkeleri arasında niyet saflığını gerektirir; her koşulda veya her ne sebeple olursa olsun, belirleyici olan kişisel ve anlık çıkarlar değil, hukuk, akıl ve ortak çıkar olmalıdır. Konsey ülkeleri liderlerinin niyetlerinden şüphem yok, ancak şu an gereken şey, bu durumların üzerimize yüklediği tarihi sorumlulukların gereğini yerine getirmektir.”

‘NATO benzeri ittifak kurulsun, ABD ve İsrail’le ilişkiler güçlendirilsin’

Emirlik Politika Merkezi Başkanı Ibtisam Al Ketbi de Körfez ülkelerinin NATO benzeri bir askeri ittifak kurmasını önerenler arasında. Ancak Ketbi önerisinde, ABD hatta İsrail’le daha sıkı işbirlikleri tarif ediyor.

Ketbi’ye göre Körfez ülkelerinin erken uyarı sistemleriyle birbirine bağlanması, aralarındaki istihbarat koordinasyonunun güçlendirilmesi ve entegre bir bölgesel savunma merkezinin inşa edilmesi gerekiyor.

Ketbi bu ittifakın “gelecekteki tehditler karşısında caydırıcılığın en önemli sütunlarından birini oluşturacağını” savunuyor.

‘Körfez ülkelerinin inancı çöküyor’

Ancak İsrail merkezli Haaretz‘e konuşan Emirlik Politika Merkezi’nde görevli başka bir araştırmacı ise” ABD ve İsrail ittifakının kendi ulusal güvenlikleri ve çıkarları için tüm bölgeyi tehlikeye attığına” yönelik kanının Körfez ülkelerinde oldukça yaygın olduğunu vurguluyor.

İsmi açıklanmayan araştırmacıya göre Körfez ülkeleri, Trump yönetimi yüzünden, diplomasiyle önleyebileceklerini düşündükleri bir çatışma ortamına çekilmiş durumda. Bu nedenle hedef tahtasına oturtulanlar da ulusal güvenliği risk altına girenler de Körfez ülkeleri:

“Körfez ülkelerinin ekonomik güçlerine güvenerek, Washington’un politikasını etkileyebileceklerine ve İran tehdidine karşı bir savunma duvarı örebileceklerine yönelik inancı çöküyor.”

Bir diğer plan: ABD varlığının azaltılması

Körfez ülkelerinin güvenliğine yönelik bir diğer plan ise strateji değişikliğine giderek bölgedeki ABD varlığının azaltılması. 

Özellikle İran tarafından sıkça dillendirilen bu planın, şu an için gerçekleşme ihtimali oldukça düşük gözüküyor.

Daha öncesinde soL’da yer verdiğimiz analizimizde de konuya dair şu tespitlere yer vermiştik:

“İran stratejisinin Körfez ülkelerine, kendilerine yönelik bir saldırının maliyetinin çok yüksek olacağını göstererek yeni bir saldırı döngüsünün önüne geçmeyi hedeflese de, bölge ülkelerinin ABD’yle ilişkilerinde stratejik bir değişiklik yaşanması veya ABD’nin bölgedeki askeri üsleri ve varlığının sonlandırılması ihtimalinin olmadığını hesaba kattığı varsayılabilir.”

Körfez ülkeleri ABD-İsrail çizgisine daha da kayar mı?

Bu planın bir de tam tersi bulunuyor.

Körfez ülkelerinin tam anlamıyla ABD ve İsrail çizgisine kayması, İran’ı temel tehdit olarak tanımlaması ve Washington ekseninde askeri kapasitenin geliştirilmesi…

Hatta bir adım ötesi…

CHP Milletvekili Utku Çakırözer, geçtiğimiz yılın Temmuz ayında NATO Parlamenterler Asamblesi’ne “İran tehdidi” konulu, 28 sayfalık bir rapor sunmuştu. Tam boy Amerikancı bir çizgiden kaleme alınan bu raporun önerileri arasında NATO’nun Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkelerini kapsayacak şekilde genişlemesi tavsiyesinde bulunulmuştu. Raporun ana önermelerinden biri de “Türkiye’nin olası bir İsrail-İran savaşında İsrail’den yana İran’a karşı tavır alması”ydı.

Çakırözer’inki gibi NATO’nun Körfez ülkelerine doğru genişlemesine yönelik öneriler, bu dönemde yeniden gündeme gelmeye başladı.

Körfez ülkelerinin güvenlik politikalarını ABD şemsiyesi altına inşa etmeleri ve kurulan ticari ortaklıklar göz önüne alındığında Washington’ın bölgedeki varlığının kolay kolay sonlanmayacağı aşikar. Çünkü ortada on yıllardır devam eden karşılıklı bir bağımlılık durumu söz konusu.

Ancak ABD’ye karşı yaşanan büyük güven kaybı, devrilmesi planlanan Tahran yönetiminin dirençli şekilde misillemelere devam etmesi ve Körfez ülkelerinin İsrail’e karşı farklı tutumlara sahip olması gibi başlıca nedenler daha Amerikancı bir çizgiye kayılmasına veya NATO’ya dahil olunmasına yönelik planların da gerçekleşmesinin zor olduğuna işaret ediyor.


KAYNAK: Haber SOL

Haber Euro Türk
Author: Haber Euro Türk

Haber Euro Türk, Avrupa’daki Türk topluluklarına ve dünya gündemine dair güvenilir, tarafsız ve güncel haberler sunan dijital haber platformudur.


Haber Euro Türk sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

By Haber Euro Türk

Haber Euro Türk, Avrupa’daki Türk topluluklarına ve dünya gündemine dair güvenilir, tarafsız ve güncel haberler sunan dijital haber platformudur.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir