Şilan KOCADAĞ/Dijital Gaste- İklim değişikliğiyle birlikte Türkiye’de artan sıcaklıklar ve sıcak hava dalgaları, klima kullanımını da yaygınlaştırıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın verilerine göre, 2025 yılında hanelerde yaklaşık 11 milyon klima bulunurken, bu sayının önümüzdeki 10 yılda iki katına çıkması bekleniyor. Klima kullanımındaki artışın elektrik talebini de yükseltmesi öngörülüyor.
İklimbilim, paleoiklim, ekoloji ve uygulamalı enformatik alanlarında çalışan Prof. Dr. Nüzhet Dalfes, klima kullanımındaki artışın iklim değişikliğiyle bağlantılı bir kısır döngü oluşturduğuna dikkat çekti. Klimaların fosil yakıtlardan üretilen enerjiyle çalışmasının sera gazı emisyonlarını artırabileceğini belirten Dalfes, artan sıcaklıkların da klima ihtiyacını önümüzdeki yıllarda daha da artıracağını ifade etti.

“İnsanların klima kullanma nedenleri önümüzdeki yıllarda gittikçe artacak!”
Dalfes klima kullanımının 10 yılda iki katına çıkabileceği ile ilgili veriyi değerlendirerek bunun bir kısır döngü yaratabileceğini ifade etti. Dalfes, “O klimalar enerjiyle çalışıyor. Enerjinin bir kısmı da —en azından önemli bir kısmı da— fosil yakıtlarla elde ediliyor. Fosil yakıtlardan enerji elde etmek demek de atmosfere karbondioksit gazı, gaz salmak demek, sera gazı salmak demek. Evet, bir kısır döngü diyebilirsiniz ona. Ama onun gibi böyle bir sürü şey var aslında yani. İnsan sağlığını tehlikeye atabilecek sıcak dönemlerin sayısı giderek zaman içinde artacak ve artmakta zaten. Benim iklim bilimci olarak söyleyeceğim şey, klima kullanabilenlerin klimaları kullanmaları için çıkan nedenler önümüzdeki 10 yıllarda giderek artacak” dedi.
Klima kullanımındaki artış Türkiye’nin emisyonlarını da etkileyecek
2025 yılında yalnızca Türkiye’de 11 milyon insanın klima kullanması ve 10 yıl içinde iki katına çıkabileceği ile ilgili Dalfes, “Türkiye’deki insanların daha fazla enerji tüketmesi dünyadaki denizde bir damla. Yani çok da büyük bir etki değil yani açıkçası kabul etmek lazım. Ama Türkiye’nin karbondioksit yani sera gazı bütçesi açısından bakınca evet, daha fazla enerjiye ihtiyacı olacak. Daha fazla enerji demek de eğer enerjiyi Türkiye fosil yakıtlardan elde etmeye devam ederse yani doğal gazdan ve kömürden elde etmeye devam ederse, bu Türkiye’nin emisyon salınımlarına katkı verecek. Salınımları artacak Türkiye’nin” ifadelerini kullandı.
Klima kullanımında 24 derece önerisi
Bakanlığın yaz aylarında klimaların en düşük 24 derecede çalıştırılmasını önermesini iklim bilimi açısından değerlendiren Dalfes, “Konfor sıcaklığının ne olduğu meselesi kişisel bir tercihtir. Klimanın fark yaratabilmesi için 24 derece fena bir şey değil. Klimayı aşırı düşük sıcaklıklara indirmek hiç akıllıca bir şey değil. Ne sağlık açısından akıllıca bir şey, ne de getirdiği beraberinde enerji tüketimi açıdan. Amerikalılar iç mekanları yaz aylarında çok soğuk yaparlar. Ve dışarısı nemli sıcaktır, içerisi buz gibidir. Buzdolabı gibidir. Bu beğenmediğim bir şey. New Orleans gibi, Amerika’nın herhangi bir nemli ve sıcak olan şehrine gittiğiniz zaman —ki Amerika’da önemli bir kısmı böyle olur yazları— orayı çok aşırı klimatize ederler. Aşırı düşürürler sıcaklığı. O da bence içeri girip çıkarken insanları tabii ki rahatsız eder. Yani buzdolabına giriyorsun, buzdolabından çıkıyorsun Türk hamamına geçiyorsun. Onun için klima sıcaklıkları, insanlar dışarı çıktıkları zaman veya içeri girdikleri zaman onlarda bir şok etkisi yaratmayacak şekilde olmalı” şeklinde konuştu.
İklim kriziyle mücadelede enerji verimliliği öne çıkıyor
İklim krizinin Türkiye’nin ve dünyanın enerji politikalarına bağlı olduğunu söyleyen Dalfes, “Bana göre Türkiye yenilenebilir enerjileri yeterince devreye sokmadı. Kömür ve doğal gazda ısrar ediyor. Yani en iyi enerji üretme şekli nedir biliyor musunuz? Bana göre en iyi enerji üretme şekli enerjiyi korumaktır. Enerjiyi verimli olarak kullanmaktır. Enerji üretmenin en akıllıca yolu odur. Onun için ilk adımlardan biri enerji verimliliğini arttırmaktır. Enerji verimliliği için de birçok şey var. Mesela toplu taşıma kullanmak yapılan seyahat için enerji verimliliğini tabii ki arttırmış oluyor. Evlerinizde klimayı sonuna kadar köpürtmemek, bakanlığın dediği gibi 24 derece gibi bir şey yapmak… Çünkü biliyorsunuz klima yalnızca sıcaklığı ayarlamıyor, aynı zamanda nemi de ayarlıyor. Zaten konfor da nem ve sıcaklığın ortak bir bileşkesi olarak ortaya çıkıyor. Onun için bunları makul şekilde, verimli bir şekilde, akıllıca bir şekilde kullanırsak tabii ki enerji tüketimini azaltırız” ifadelerine yer verdi.
“Türkiye’de siyasi partiler sadece kayıkçı kavgası yapıyor!”
“Enerji tüketimi azaltmak demek, bizim dünyanın iklimine yaptığımız, yerkürenin iklimine yaptığımız negatif etkiyi de azaltmak demektir” diyen Dalfes, “Bu senin, benim tek başımıza yapacağımız bir şey değil. Bu konun siyasi partilerin programlarında yer alması lazım. Ben ona çok önem veriyorum. Gidin parti programlarına bakın. Hangisinde iklim konusunda ciddi bir tartışma var? Türkiye öyle bir şekilde kayıkçı kavgası yapıyor ki politikada… Geleceğe yönelik bir takım çok temel sorular konusunda ‘Senin enerji politikan budur, benim enerji politikan budur’ diye kimse konuşmuyor. Sadece kayıkçı kavgası yapılıyor şu anda. Bunların gündeme gelmesi lazım. İnsanlar iklim konusunda bana ‘Ne yapabiliriz?’ dedikleri zaman, ‘Gidin, bir siyasi partinin içerisinde iklim konusunun gündemde tutulması için katkı verin’ diyorum. Her şey siyasi. Tek başımıza bizim yapamayacağımız şeyler var. Ulusal düzeyde ve ondan sonra uluslararası düzeyde politikalarla oluyor” dedi.
“İklim krizinin önüne geçmek için dişlerini fırçalarken suyu kapatmak yetmez!”
Aynı şekilde su konusunun da konuşulması gerektiğini belirten Dalfes, “Su, enerji, iklim bunların hepsi birbirlerine bağlı şeyler. Onun için suyu tüketmede de Türkiye’nin dikkatli davranması lazım. Tarımı dikkatli yapması lazım. Tarımı vahşice yapıyoruz biz bu sprey sulamalarla, fıskiyelerle… Onun yerine damla sulamaya geçilmesi lazım. Demokratik bir ülkede siyasi süreçler politikaları belirler, tercihleri yapar ve ondan sonra da bürokrasi bu tercihleri uygun vergi politikalarıyla, teşvik politikalarıyla devreye sokar. Bu zincirin gerçekleşmesi lazım. Aksi halde bireyin tek başına yapabileceği çok önemli bir şey yok. Ufak tefek şeyler var ama çözüm dişlerini fırçalarken musluğu kapatmak değil” ifadelerini kullandı.

Dijital Gaste










