Herkesin bilme’si farklı olduğu gibi, bir bireyin bilme’leri arasında da farklar oluştuğuna göre, hep daha iyi bilme/öğrenme peşinde olmak gerekiyor. Her bilme eylemi, kendine özgü zaman ve mekân kayıtları altında, belli şartlar ve imkânlar çerçevesinde gerçekleştiğinden dolayı şöyle veya böyle bir görecelik arz etmektedir. Bu yüzden, üretilen ve doğru olduğu düşünülen bilginin, kusurunun olması muhtemeldir ve eleştiriye açıktır. Bu, sıradan bir insan için olduğu kadar, en yüksek düzeyde bilme eylemleri gerçekleştiren bilginler için de kaçınılmaz bir durumdur. Üstelik, içtihadında hata eden de sevap almaktadır.
Bu gerçeği kavrayan kişi, epistemik tevazu sahibi olur. Bilme ve bilgi hususunda mütevazi olan, yeni öğrenmelere açık olmayı hayat tarzına dönüştürür. Böyle bir bilinçle birey, kendini dur durak bilmeyen bir bilme yolcusu olarak konumlandırır. Bilgilenmeyi bir malumat depolama olarak değil, daha geçerli anlam dizgesine ulaşmak suretiyle varlığını geliştirme meselesi olarak görür.
Bu değerlendirmeler dinle ilgili bilme’ler için de geçerli olunca şu sorular sorulabilmektedir: “Müslüman bireyin yanlış anlamış ya da tam olarak idrak etmemiş olabileceğine inandığı dini bilgilerle hayatını istikamet üzere yaşaması nasıl mümkün olacak? Şüphe ile yaklaştığımız ve bu nedenle de doğruluğuna güvenmediğimiz anlam, tercihlerimize ne ölçüde yön verebilir? Dini bilgiye yüklediğimiz anlamın doğruluğuna tam olarak güvenmememiz dini yaşantıda savrulma yaşamamıza yol açmaz mı?”
Oysa Müslüman birey, içinde bulunduğu anda İslâm’ı doğru anladığını düşünür ve ona göre hayatını düzenlemeye çalışır. Bilgisinin doğru olduğunu düşünmesi, insan olması hasebiyle o anki bilgilerinde kusurunun olabileceği ihtimalini saklı tutmasına engel değildir ve mevcut bilgisiyle amel etmesine mani olmaz. Çünkü, dinle ilgili bilgisinin kusurlu olabileceği ihtimalini hesapta tutması, o an için ulaştığı bilgisinin doğruluğuna tam olarak güvenmemesi anlamına gelmez. O an için ulaştığı doğru bilgi odur ve ona göre amel etme durumundadır; savrulmaz. Önemli olan, samimiyetle kendi anlam bütünlüğünü oluşturup geliştirmeye azimle devam etmesidir. Yeni bilme edimlerini gerçekleştirme arzusu ve merakı, yeni anlamları keşfederek tekâmül etme yolculuğunu sürdürme amaçlıdır. “Allah her kişiyi sadece gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar.” Hatta, “Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme” şeklinde Allah’a dua etmemiz tavsiye edilir.(1)
(1) Bakara suresi, 2:286.
Bilme’de Tevazu yazısı ilk önce CAMİA HABER üzerinde ortaya çıktı.
Kaynak: https://camiahaber.com/2026/05/12/bilmede-tevazu/
Haber Euro Türk sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
