Bu yazıda 1970’lerde karikatüristlerin işçi sınıfı mücadelesi doğrultusunda yaratıcı düşünme ve üretme biçimlerine odaklanacak olsak da şu anda 77 yaşında olan Canol Kocagöz’ün ve birçok değerli yol arkadaşının aynı değerlerle ve heyecanla yoluna devam ettiğini not etmek gerekiyor. Büyük bir sabırla, heyecanla, kibirden uzak…
70’li yıllar tüm sanat disiplinlerinde olduğu gibi karikatür dünyası için de oldukça zengin deneyimler sunuyor. Mizahın neşeli ve keskin dili büyük bir kolektif çabayla sermaye sınıfına doğrultulan bir silah haline geliyor. İşçi sınıfının mücadele aracı haline gelen karikatürler, dönemin gazete ve dergilerinden direniş çadırlarına, fabrika duvarlarına taşıyor.
Karikatürün sokağa çıkışı
Türkiye’de karikatürün ilk kez sokakta işçi sınıfı hareketiyle buluşması Acar Film greviyle oluyor.
1970’li yıllar boyunca sansürle boğuşan Türk sinemasında baskılar öyle boyutlara ulaşmıştı ki aklınıza gelebilecek birçok önemli ve iyi film bu dönemde kesildi, parçalandı ya da daha baştan çekilmesi engellendi. İlerici değerler taşıyan filmler büyük bir baskı altında üretilmeye çalışılırken “seks filmleri” üretimi sansüre karşı büyük bir hızla yaygınlaşıyordu. Çürümenin başka bir kesiti…
Yaşananlar Yeşilçam’ı birleştirecek ve önemli mücadele deneyimleri bu dönemlerde ortaya çıkmaya başlayacaktı. 1976’daki Acar Film grevi, sinemamızda önemli bir başlangıç sayılabilir, zira bu mücadele 1977’de görkemli bir şekilde sansüre karşı protesto yürüyüşlerine dönüşecekti. Sinemanın bu ilk grevine aynı dönemde başka bir ilk daha eşlik etti, Türkiye’de karikatür ilk kez sokağa çıktı ve Acar Film grevi çadırlarına taşındı. İşçilerin işverene karşı mücadelesiyle sinema sanatının özgürlük mücadelesine katkısını işleyen çizgilerin yer aldığı serginin düzenleyicilerindendi Canol Kocagöz.
Sanatçıların birbirine güç verme isteği, işçi sınıfı mücadelesine aktif destek olma ve üretme arzusu sürekli hareket halinde olmalarını da sağlayan unsurlardandı.
1969 yılında karikatürün üç büyük ustası Semih Balcıoğlu, Turhan Selçuk ve Ferit Öngören tarafından kurulan Karikatürcüler Derneği’nin varlığı, siyasi ortamın ve basılı yayıncılık yaşamının canlılığı da özellikle istekli genç karikatüristler açısından bir okul ortamının oluşmasına olanak sağlıyordu.
Canol Kocagöz dönem anlatılarında, karikatüristlerin ülkedeki siyasi gelişmeleri takip eden, müdahale eden, üreten bir çalışma biçimine kavuşunca belli bir politik tavırdaki çizerlerin de kendileriyle birlikte çalışmaya başladığından bahseder. Önemli sayıda bir çizer topluluğu oluşur; evlerde, kahvelerde, sendikalarda, derneklerde bir araya gelinir. Bir rekabet ortamının olmadığı, yaratıcı ve besleyici ortamlar yaratılır.
O sıralarda Politika gazetesinde pazar günleri yayınlanan bir mizah eki hazırlanmaktadır: Politika’da Mizah. Canol Kocagöz ve Prof. Dr. Oğuz Makal’ın yönettiği bu sayfanın hazırlanma sürecine onlarca genç yazar ve çizer dahil olur. Birlikte düşünülür, tartışılır, birlikte üretilir.
Duvarları boyamaya…
“Genel olarak sanat, özel olarak da karikatürün işçi sınıfıyla buluşmasını sağlamak için neler yapılabilir? İşçi ve emekçilerin mücadele alanında karikatür nasıl kullanılabilir? Sürekli bunu düşünüyorduk” der bir röportajında Canol Kocagöz. 1977’de patronların sendikası MESS ile 40 bin metal işçisinin mücadelesine sahne olan Büyük Grev, bu soruların yanıtının da verilebileceği bir çalışma alanı sağlar karikatüristlere. Artık karikatürlerin sokağa, duvarlara taşma, işçi sınıfı mücadelesine kamusal alanlarda da heyecan taşıma zamanı gelmiştir.
Önce bu çizimler için kaynak yaratmak gerekir. Gündüz çalıştıkları işler dışında geceleri de çalışmaya başlar sanatçılar, fabrika duvarlarına çizilecek çizimlerde ihtiyaç duyulan malzemeleri satın almak için paraya ihtiyaç vardır.
Genellikle portre çalışmalarından gelir sağlanır; çizerler her mücadele başlığı gibi bu süreci de eğitim için kullanmak isterler ve özellikle portre konusunda uzmanlaşmak isteyen gençlerin yer aldığı bir çalışma başlatılır. Eğitim, öğrenim ve mücadelenin ihtiyaçları için para biriktirme bir arada…
Portrelerden alınan 5 lira 10 liralar birikir, boya, fırça gibi malzemeler alınır. Sprey boya gibi bugünün malzemeleri olmadığı için duvarlara yapılacak karikatürler hem zorlu bir çalışma gerektirmekte hem de oldukça maliyetli olmaktadır; fırçalar tükenmekte, boyalar hızla bitmektedir. Ama işin içinde inanç ve umut olunca bu zorluklar neşeli ve yaratıcı süreçlerle aşılır.
Grev çadırlarına gitmeden önce grevdeki işçilerin örgütlü olduğu Maden-İş Sendikası’ndan izin alınması, işçilerle koordine olunması lazım. Sendika tarafından bir duvarları boyama belgesi icat ediliyor; Canol Kocagöz’ün “Türkiye’de duvarları boyama belgesi olan tek karikatürcüyüm diye övünebilirim” dediği belge. İzin de alınınca çalışmalar hızlanır.
Çizerler hafta içinde yaptıkları toplantının bir maddesini mutlaka grevdeki işçilere ayırıyordu. Burada gidilecek fabrika, buluşma yeri belirleniyordu ve isteyen çizerler katılıyordu.
Grevci işçilerle beraber karikatür çizilecek duvarlar belirleniyor, işçiler bir gün önceden o duvarı beyaza boyayıp, duvar çevresinin güvenliğini alıyorlardı.
İşçilerle bir arada
Grev alanlarında fabrikadaki işçilerle sohbet edilip sorunları not edilirdi. O günün konusunun ne olduğu konuşulur ve belirlenen gündemlerle ilgili orada bulunan karikatüristler birkaç espri çıkarırlardı. Sonra bu espriler işçilerle geliştirilir ve karikatürün konusuna karar verilirdi.
Örneğin işçiler bir MESS mektubundan çok etikilenmiş, moralleri bozulmuş. Mektupta “Sendikadan ayrılırsanız size zam vereceğiz” diyor patronlar. Hemen bu konunun mizahı üzerine çalışılır ve duvar karikatürü hayata geçirilirdi.
Bazen de işçilerin öfkesine eşlik edecek çizimler yapılıyordu. Profilo Fabrikası işgali sırasında öldürülen Profilo işçisi Yakup Keser’in portresi fabrika sahibi Jak Kamhi’nin iki veya üçüncü katta bulunan odasındaki çalışma masasına oturunca göreceği şekilde çizilmişti. İşçiler bu çizim sırasında hem fikir vermiş hem de teknik olarak yardımcı olmuşlardı; uzun merdivenler bulundu, patronun ofis katının tam karşısından görülebilmesi için iskeleler kuruldu.

Yazının sonuna yaklaşırken Canol Kocagöz’ün eski bir röportajında yer alan sözlerine yer vermek anlamlı olacak: “Mücadelede karikatür ve mizahı kullanmazsak, daha da genelleştirirsek sanatı mücadele içine katmazsak, tatsız tuzsuz yavan bir mücadele sürdürmüş oluruz. Mücadele edenlerin moralleri düşer, bir süre sonra da mücadele sönümlenir. Bunun en son örneğini Gezi direnişlerinde gördük. Gezi’de mizah ve sanat, direnişi üst boyutlara yükseltti, daha geniş kitle ve katmanları mücadele içine çekerek direnişin boyutlarını genişletti. Halkın moralinin devamlı yüksek tutulmasını sağladı. Sokak sanatının Gezi direnişinde üst boyutlara çıkması sanatçılara da yeni bir ufuklar açtı. Genel olarak sanatın, özel olarak mizah ve karikatürün Büyük Grev’deki geleneği Gezi’de rehber oldu diyebilirim. Direniş çorbasında bir parça tuzumuzun olması bize onur ve güç veriyor. Gelecek kuşaklara sanat alanları olarak bir deney daha bırakmanın tadını yaşıyoruz.”

Canol Kocagöz’ün bu sözleri yazının başında belirttiğim gibi eski bir deneyimi değil sürekliliği olan bir mücadele anlayışına sahip olmamız gerektiğine işaret ediyor. Geçmişten bugüne birbirini besleyen, önemseyen, geliştiren bir anlayış. Ve bugün hepimiz bu deneyimlerin çoğalmasını, birbirine örnek olmasını teşvik etmesini arzuluyoruz, bunun için çalışıyoruz. Tarihin tekerleğinin ileri dönmesi için mücadele eden ve çok önemli kazanımlara imza atanların çağrısı hâlâ aynı ve güncel. Karanlık dönemlerden mutlaka çıkılır, yeter ki inanın ve inandığınız değerlerin gerçek savunucuları olun.
Homur’la devam eden gelenekCanol Kocagöz deyince Homur mizah dergisini anmadan geçmek olmaz. 1999 yılından bugüne yayıncılığa devam eden dergi, “Homur Mizah Grubu” adıyla toplanan, aralarında Canol Kocagöz’ün de olduğu birkaç yazar ve çizer tarafından çıkarılmaya başladı. Derginin sevilen iki sloganı var. Biri; “Parayla satılmayan, gerek duyulduğu zaman çıkan mizah dergisi.” İkincisi bayilerde bulamadığınız için türetilmiş slogan: “Siz Homur’u bulamazsınız ama Homur gelir sizi bulur…” İlk 44 sayısı Evrensel gazetesinin hafta sonu eki olarak yayınlanan Homur’un daha sonra her sayısı farklı demokratik kitle örgütleri tarafından çıkarıldı. Karekodu tarayarak dergiyle ilgili güncel haberlere blog sayfalarından ulaşabilirsiniz.
|
KAYNAK: Haber SOL
Haber Euro Türk sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.

