Avrupa siyasetinde son yıllarda belirgin biçimde güç kazanan sağ partiler ve ideolojiler, yalnızca göç politikalarını değil, aynı zamanda Müslümanların gündelik hayatını ve kamusal alandaki varlığını da doğrudan etkileyen bir iklim oluşturuyor. Kimlik temelli dışlayıcı söylemler, dinî pratiklere yönelik sınırlamalar ve artan İslamofobi, Müslümanları hem düşünsel hem de pratik düzlemde yeni arayışlara yöneltiyor. Bu şartlar altında temel soru şudur: Müslümanlar, Avrupa’da varlıklarını korumak ve değerlerini yaşatmak için nasıl bir yol izlemelidir?
İslam’ın özünde yer alan iyilik, doğruluk ve güzellik ilkeleri, yalnızca bireysel hayatın değil, toplumsal ve siyasal ilişkilerin de pusulası olmalıdır. Bu ilkeler, Müslümanları adaletin, merhametin ve insan onurunun yanında konumlanmaya ve taraf olmaya çağırır. Avrupa bağlamında bu değerlerin karşılık bulduğu alanlara baktığımızda, çoğu zaman sol ve liberal çevrelerin savunduğu çoğulculuk, ifade özgürlüğü, din ve vicdan hürriyeti gibi kavramlarla kesiştiğini görmek zor değildir. Bu nedenle Müslümanların bu kesimlerle kuracağı ilişkiler, yalnızca pragmatik değil, aynı zamanda değer temelli bir zemine de oturabilir. Hatta oturmalıdır. Çıkarcılık çirkinliğine düşülmemeli, faydacılık ekseninde hareket edilmelidir.
Ancak burada dikkat çekici ve üzerinde düşünülmesi gereken bir paradoks ortaya çıkmaktadır. Müslümanların önemli bir bölümü kendi ülkelerinde daha milliyetçi, muhafazakâr ve sağ eğilimli siyasi hareketlere yakın dururken, Avrupa’da aynı kitlelerin varlıklarını sürdürebilmeleri çoğu zaman sol ve liberal ittifaklara bağlı hale gelmektedir. Bu durum, yüzeysel bir çelişki gibi görülebilir; ancak gerçekte bu, farklı coğrafyalardaki siyasal ve toplumsal şartların bir sonucudur. Avrupa’da mesele, ideolojik sadakatten ziyade temel hak ve özgürlüklerin korunmasıdır.
Dolayısıyla Müslümanlar için belirleyici olan, bir ideolojinin etiketi değil; hangi yaklaşımın iyiliği, adaleti ve insan onurunu daha güçlü savunduğudur. Kur’an’ın “iyilik ve takva üzere yardımlaşın” (Mâide suresi, 5:2) ilkesi, bu noktada güçlü bir rehber sunar. Bu ilke, Müslümanların yalnızca kendi içlerinde değil, farklı inanç ve düşünce gruplarıyla da ortak bir ahlaki ve vicdani zemin kurabileceğini göstermektedir.
Avrupa’daki Müslümanlar, kendi kimliklerinden ve değerlerinden taviz vermeden, iyiliğin ve adaletin yanında duran her kesimle bilinçli ittifaklar geliştirmelidir. Müslümanlar ile ittihat, iyi insanlar ile ittifak prensibine riayet edilmelidir. Bu, kısa vadeli bir siyasi tercih değil; uzun vadeli bir varoluş stratejisidir. Aynı zamanda bu yaklaşım, Müslümanların evrensel ahlaki ilkeleri temsil etme sorumluluğunun da bir gereğidir. Böyle bir duruş, hem içinde yaşanılan toplumlara katkı sunacak hem de İslam’ın rahmet ve adalet mesajını daha görünür kılacaktır.
Avrupa’da Varoluşun Paradoksu yazısı ilk önce CAMİA HABER üzerinde ortaya çıktı.
Kaynak: https://camiahaber.com/2026/04/29/avrupada-varolusun-paradoksu/
Haber Euro Türk sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.

