Almanya’da kamu yayıncısı ZDF tarafından yayımlanan son Politbarometer anketine göre, bugün seçim yapılması halinde aşırı sağcı Almanya için Alternatif Partisi (AfD) yüzde 26 oy oranıyla ilk kez birinci parti konumuna yükseliyor.
Hükümetin ana bloğunu oluşturan CDU/CSU ise yüzde 25 ile ikinci sıraya geriliyor. Böylece AfD, Alman siyasetinde tarihinde ilk kez zirveye yerleşmiş oluyor.
SPD Tarihi Düşüş Yaşıyor
Ankete göre Sosyal Demokrat Parti (SPD) yüzde 12’ye gerileyerek tarihinin en düşük seviyesine iniyor. Yeşiller Partisi yüzde 14, Sol Parti ise yüzde 11 oy oranına ulaşıyor.
Uzun süredir baraj altında seyreden Hür Demokrat Parti ise yalnızca yüzde 3’te kalıyor. Diğer partilerin toplam oyu ise yüzde 9 olarak ölçülüyor. Bu tabloya göre CDU/CSU ile SPD’nin oluşturduğu “büyük koalisyonun” parlamentoda çoğunluk sağlaması mümkün görünmüyor.
Hükümete Güven Rekor Düzeyde Düştü
Anket sonuçları yalnızca parti tercihlerini değil, hükümete yönelik memnuniyetin de ciddi şekilde gerilediğini ortaya koyuyor. Mart ayında yüzde 34 olan hükümetten memnuniyet oranı, Nisan itibarıyla yüzde 27’ye düştü. Katılımcıların yüzde 63’ü hükümetin performansını olumsuz değerlendiriyor.

Koalisyon Ortaklığına Güven Azalıyor
Hükümet içindeki iş birliğine yönelik güven de hızla eriyor. 2025 yılı başında koalisyonun uyumlu çalışacağını düşünenlerin oranı yüzde 51 seviyesindeyken, bugün bu oran yalnızca yüzde 18’e gerilemiş durumda. Katılımcıların yüzde 73’ü ise koalisyon ortakları arasındaki iş birliğini “kötü” olarak değerlendiriyor.
AfD Nasıl ve Hangi Politikayla Gelişti?
AfD’nin kuruluş zemini 2010’dan itibaren derinleşen Euro bölgesi krizi üzerine oturdu. Parti, 2013’te Euro kurtarma paketlerine karşı protesto hareketi olarak kuruldu. Başlangıçta liberal-muhafazakâr çevrelerle ilişkilendirilen parti zamanla sağ popülist ve aşırı sağ çizgiye yerleşti. Parti, ilk yıllarında ekonomik liberalizm, Avrupa Birliği ve elit karşıtlığı üzerinden büyüme zemini buldu.
İlk Seçim’de Kıl Payı Baraj Altında Kaldı
AfD, ilk kez 2013 Federal Meclis seçimlerinde yarıştı ve oyların yüzde 4,7’sini aldı; böylece yüzde 5 barajını kıl payı aşamadı. Buna karşılık parti, 2014 Avrupa Parlamentosu seçimlerinde yüzde 7,1’e çıkarak ilk büyük sıçramasını yaptı. Bu ilk dönem, AfD’nin seçim partisinden kalıcı bir protesto partisine dönüşmesinin başlangıcı oldu. Parti 2017 yılındaki federal seçimlerde yüzde 12,6 oranıyla Almanya siyasetine yön verebileceğini gösterdi.
2025 Federal Meclis seçimlerinde AfD oyların yüzde 20,8’ini aldı ve 152 milletvekili çıkardı. Bu sonuçla parti, CDU/CSU ve SPD’den sonra Almanya siyasetinin en etkili güçlerinden biri haline geldi. 2021’deki yüzde 10,4’lük oy oranına göre oylarını yaklaşık ikiye katlamış oldu.

AfD Hangi Politikalarla Büyüdü?
AfD’nin büyümesinde üç ana hat öne çıktı: Euro karşıtlığı, göç karşıtlığı ve sistem karşıtlığı. Parti, giderek ekonomik liberalizmden çok kimlik siyasetine yaslandı; “düzen”, “güvenlik”, “ulusal egemenlik” ve “yasadışı göçün durdurulması” gibi temalarla tabanını genişletti. Özellikle Doğu Almanya’da yüksek oy alması, sosyal huzursuzluk, temsil krizleri ve göç tartışmalarıyla birleşti.
Remigration ve Sert Talepler
AfD’nin 2025 programında “remigration” kavramı merkezî bir yer tutuyor; parti, sınır dışı edilmeleri ve geri dönüşleri hızlandırmayı savunuyor. Programda, ikamet hakkı olmayanların yanı sıra bazı durumlarda uzun süredir Almanya’da yaşayan kişilere yönelik de daha sert uygulamalardan söz ediliyor. AfD ayrıca sığınmacılar için nakit yerine aynî yardım ya da ödeme kartı kullanılmasını, bazı durumlarda sosyal yardım hakkının genel olarak sorgulanmasını ve geri gönderilmeye dirençli ülkelere baskı uygulanmasını savunuyor.
Sosyal Yardımlar ve Göç
Partinin programında, sığınmacıların barınmasının mümkün olduğunca merkezi tesislerde yapılması ve yardım sisteminin daha sıkı denetlenmesi yer alıyor. AfD, sınır dışı sürecini kolaylaştırmak için havaalanları ve sınır bölgelerinde ek gözaltı kapasitesi talep ediyor. Ayrıca sivil toplum kuruluşlarına, kilise sığınmasına ve geri gönderme karşıtı ağlara karşı yaptırım önerileriyle öne çıkıyor.
İslam ve Toplum Siyaseti
AfD, İslam’ı çoğu zaman güvenlik ve kimlik sorunu çerçevesinde ele alıyor; parti programında siyasi İslam’ı Almanya’nın “Hristiyan-Batı” kimliğine tehdit olarak tanımlıyor. İslamcı derneklerin ve bazı cami topluluklarının yasaklanması, kamuya açık “hilafet” çağrılarının cezalandırılması ve bu tür etkinliklere katılan yabancıların sınır dışı edilmesi gibi talepler öne çıkıyor. Bu sert çizgi, göç tartışmasını din, kültür ve aidiyet eksenine de taşıyor.

AfD Diğer Partilerin İslam ve Göç Pilitiklarını Nasıl Yönlendiriyor?
AfD, özellikle göç ve İslam politikalarında diğer büyük partilerin söylem sınırlarını sağa doğru itiyor. Son yıllarda CDU/CSU’nun sınırda geri itme, daha sert iltica denetimi ve daha fazla sınır kontrolü taleplerini artırması bu etkinin bir göstergesi olarak görülüyor. Birçok konuda AfD ile aynı dili kullanmaktan kaçınılsa da, ana akım partiler seçmen kaybı korkusuyla AfD’nin gündeme taşıdığı konulara daha sert yanıt vermek zorunda kalıyor.
AfD’nin yükselişi CDU ve FDP gibi partilerin İslam ve göç dosyalarında daha sert, daha güvenlik odaklı ve daha sınır kontrolü merkezli bir dile kaymasına yol açtı. Ancak bu etki doğrudan AfD’nin programını kopyalamak şeklinde değil, daha çok ana akım partilerin söylem ve önceliklerini sağa çekmesi şeklinde görüldü.
Hristiyan Birlik Partileri (CDU/CSU) Üzerindeki Etkisi
AfD, İslam’ı “güvenlik” ve “kimlik” sorunu olarak sürekli gündemde tuttuğu için CDU/CSU da özellikle entegrasyon, sınır güvenliği, iltica ve siyasi İslam başlıklarında daha sert bir çizgi benimseyerek AfD’ye alternatif olacağını göstermek istedi. AfD dışındaki partilere kıyasla CDU/CSU doğrudan İslam’ı hedef almamakla birlikte, AfD gibi Müslümanları “çatışma” ve güvenlik çerçevesi” içinde değerlendirmeye yöneldi.
CDU İslam ve Müslümanlarla b ir problemi olmadiğini iddia etse de, “anayasal düzene bağlı” olan Müslümanlar Almanyaya aittir gibi söylemelerle Müslümanlar hakkındaki olumsuz basma kalıp ön yargıları güçlendirdi.
CDU bu ifadelere gerekçe olarak, nefret ve antisemitizm vaazları verilen camilerin kapatılması gibi isteğiyle, şartlı bir karşıtlık ortaya koyma çabasına girdi. Buradan hareketle cami dernekleri ve İslami kuruluşların finansman ve bağışçılarının açıklama zorunluluğu getirilmesini de istiyor.
Hür Demokrat Parti (FDP) Üzerindeki Etkisi
FDP, AfD’nin yükselişinin de etkisiyle “İslamcılıkla mücadele”, radikalleşme ve kamu güvenliği konularını daha görünür şekilde programlaştırdı. bunaa göre FDP, İslamcı derneklerle devlet iş birliğine mesafe koyuyor ve radikalleşmeyi önleyici tedbirlerin genişletilmesini savunuyor. Yani FDP, AfD gibi İslam’ı topluca hedef almak yerine, dili “İslamcılık”, “radikalleşme” ve “hukuki sınırlar” ekseninde kurarak daha liberal ama daha sert bir güvenlik çerçevesi geliştirdi.
Hükümete Güven Dibe Vurdu, AfD Birinci Parti Oldu yazısı ilk önce CAMİA HABER üzerinde ortaya çıktı.
Kaynak: https://camiahaber.com/2026/04/17/hukumete-guven-dibe-vurdu-afd-birinci-parti-oldu/
Haber Euro Türk sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
