Ortadoğu ve çevresinde yaşanan gelişmeler, bizlere bir kez daha savaşların sona ermediğni, yalnızca coğrafya değiştirdiğini hatırlatıyor. İran’la sağlanan ateşkes olumlu bir gelişmeydi ancak aynı zaman diliminde Lübnan’a yönelik saldırıların devam etmesi, bölgede barışın ne kadar parçalı, ne kadar kırılgan ve ne kadar seçici işletildiğini açıkça göstermektedir. Bir yerde “ateşkes” ilan edilirken başka bir yerde bombaların düşmeye devam etmesi, uluslararası sistemin tutarlılığını ciddi şekilde sorgulatmaktadır.
Bugün artık şunu açıkça söylemek zorundayız: Savaş, hiçbir sorunu çözmemiştir ve çözmeyecektir. Aksine her çatışma, yeni nesillerin geleceğini karartmakta, toplumlar arasındaki güveni daha da zayıflatmaktadır. Lübnan’da yaşanan acılar, Gazze’de biriken yıkım ve bölgenin farklı noktalarındaki istikrarsızlık aynı zincirin halkalarıdır. Parçalı ateşkesler, gerçek bir barış üretmez; sadece yeni krizlerin ertelenmesine yol açar.
Bu noktada Avrupa’dan gelen bazı hukuki ve siyasi değerlendirmeler de dikkat çekici. Belçika mahkemesi kararında Belçika’nın Gazze’de yaşanan ağır ihlaller karşısında soykırımı önleme yükümlülüğünü yeterince yerine getirmediğini ortaya koymuştur. Bu karar Avrupa ülkelerinin uluslararası sorumluluklarını yeniden gündeme taşımıştır, karar sadece hukuki bir tespit değil, aynı zamanda ahlaki bir uyarıdır: Uluslararası hukuk, yalnızca güçlülerin çıkarına göre işletildiğinde meşruiyetini kaybeder.
Benzer şekilde Avrupa’nın bir başka ülkesinde, Fransa’da gündeme gelen yeni tartışmalar da dikkatle takip edilmelidir. Fransa’da, antisemitizmle mücadele adı altında ifade özgürlüğünün sınırlarının yeniden tartışmaya açıldığı görülmektedir. Elbette antisemitizm insanlık tarihinin en ağır suçlarından biridir ve kararlılıkla mücadele edilmelidir. Ancak bu mücadele, siyasi eleştiriyi ve düşünce özgürlüğünü bastıran bir araca dönüşmemelidir. Aksi hâlde hem hukuk hem de demokrasi zedelenir.
Bütün bu gelişmeler, uluslararası sistemin güvenlik odaklı ama adaletten uzak yapısının artık sürdürülemez olduğunu göstermektedir. Güvenlik, adaletle birleşmediğinde kalıcı olmaz; insanlığın ihtiyacı olan şey daha fazla güç gösterisi değil; daha fazla adalet, daha fazla vicdan ve daha fazla sorumluluk duygusudur. Kalıcı barış ancak bu üç temel üzerine inşa edilebilir.
Suriye’de Hafızlar Yetişti
Bu karanlık tablo içerisinde umut veren gelişmeler de vardır. Sivil toplum kuruluşlarının ve insani yardım organizasyonlarının çalışmaları, kriz bölgelerinde hâlâ hayatın ve umudun var olduğunu göstermektedir. IGMG ile Hasene tarafından Suriye’de gerçekleştirilen hafızlık merasimi, savaş ve yıkımın ortasında bile ilmin, inancın ve yeniden inşa iradesinin canlı tutulduğunu göstermesi bakımından son derece kıymetlidir.
Diğer yandan, kadınların ve gençlerin toplum içindeki rolünü güçlendirmeyi hedefleyen çalışmalar çerçevesinde 18 Nisan’da düzenlenecek olan Kadınlar Teşkilatı & Kadınlar Gençlik Teşkilatı İdareciler Günü, yalnızca bir buluşma değil; aynı zamanda sorumluluk bilincinin, dayanışmanın ve ortak vizyonun yeniden pekişeceği önemli bir platform olacaktır.
Tüm bu gelişmeler ışığında özellikle gençlerin bilinçlenmesi, siyasal ve toplumsal süreçleri daha derinlikli okuyabilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda Gençlik Teşkilatlarımız ve Islamrat öncüğünde yeni başlayan Siyaset Eğitimi Akademisi girişimini özellikle tebrik ediyorum. Gençlerin siyasi farkındalığını artırmayı, eleştirel düşünme becerilerini geliştirmeyi ve toplumsal sorumluluk bilinci kazandırmayı hedefleyen programın açılışına katılan başta İskoçya eski Başbakanı Humza Yousaf olmak üzere, tüm hocalarımıza, gazetecilere ve konuşmacılara teşekkür ediyorum. Bu kıymetli çalışmada emeği geçen herkesi tebrik ediyorum.
Ateşkesler Yetmez: Adalet Kalıcı Barışın Temel Şartıdır yazısı ilk önce CAMİA HABER üzerinde ortaya çıktı.
Kaynak: https://camiahaber.com/2026/04/14/ateskesler-yetmez-adalet-kalici-barisin-temel-sartidir/
Haber Euro Türk sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
