Formel sektör özellikle işçi sendikalarının güçlü olduğu merkez kapitalist ülkelerde şirketler için maliyetlidir onun içindir ki sermaye, emeğin göreceli ucuz olduğu sosyal güvencesiz işçi çalıştırılabilen çevre kapitalist ülkelere doğru yol almaktadır. Bunu önlemek için neoliberal politikalar merkez ülkelerin formel sektörlerini enformel sektör gibi çalıştırılmasını önerir. Emekçi düşmanından öte insan düşmanı uygulamalardır bunlar.
Yetmez! Merkez ülkeler formel sektörleri enformelleştirirken çevre ülkeler de enformel sektörlerini geliştirmelidir çünkü bu şekilde herkes çalışabilecek yoksulluk azalacak ve istihdam artacaktır. Merkez ülkeler bunu yapamaz çünkü sanayi devrimiyle beraber emekçilerin sosyal mücadelesi ve aldıkları haklar ve toplumsal kazanımları enformelleşmeye izin vermemektedir. Onun için neoliberal politikalara göre onlar formel sektörlerinin işgücü piyasalarını esnekleştirmelidir. Ayrıca enformel sektör düşük katma değer üretir, kâr marjı düşük çalışır yeterince sermaye birikimi yapamaz. Onun için çevre ülkeleri için ideal olsa da merkez ülkeler için değildir. Onlar için işgücü piyasasının esnekleşmesidir önemli olan.
Nedir peki bu esnekleşme? Esnekleşme sermayedar lehine işçi aleyhine uygulamaların işgücü piyasalarında önem kazanmasıdır. Mesela ilk olarak süresiz işlerde çalışanların işten çıkarılmaları esnasında ödenen kıdem tazminatı tutarının düşürülmesi. Böylece şirketler daha az maliyetli olacağı için yarı-zamanlı işçi istihdam edebilecektir. Bir diğeri kişilerin işten çıkarılmaları esnasındaki bürokratik formalitelerin azaltılması. Bu da şirketler lehine alınmış bir karardır. Böylece firmalar daha kolay işçi çıkartabilecektir. Bir başkası yeni işe alınanların deneme sürelerinin uzatılması. Deneme süresi ne kadar uzatılırsa işçinin emeği o kadar daha fazla sömürü konusu olacaktır. Bir başkası gerekçeli işten çıkarmaların kapsamının genişletilmesi. Bu ne demektir? İşveren işçiyi işten çıkartırken gerekçe göstermelidir. İşte bu gerekçelerin kapsamı ne kadar geniş olursa o kadar işveren kolayca işçi çıkartacaktır. Mesela ekonomik gerekçe, örneğin ekonomik nedenlerle işçi çıkartmak mümkün olabilir. Örneğin kötü giden dünya ekonomik konjonktüründen işçi hiçbir şekilde sorumlu değildir ama işini bu yüzden kaybedebilir. Bir diğeri işten çıkarılma konularına bakan mahkemelerin karar alma süreçlerinin hızlandırılması. Bu uygulamanın da işveren lehine işçi aleyhine olduğunu anlatmama gerek yok sanırım. Başka Gerekçesiz işten çıkarılan işçiye ödenen kıdem tazminatı tutarının düşürülmesi. İşçi hem gerekçesiz işten çıkarılabiliyor hem de ona ödenecek kıdem tazminatı düşük tutuluyor. Bu kadar insafsız bir uygulama olabilir mi? Oluyor ama. Başka Toplu işten çıkarmaların kolaylaştırılması ve tabii ki süreli iş akitlerindeki düzenlemelerini n azaltılması. İşte size neoliberal politikacıların önerdikleri işgücü piyasalarının esnekleşmesi.
Peki, Türkiye’de durum ne?
Haftalık çalışma süresine göre işgücü piyasasında bir tarafta yarı-zamanlı düşük ücretle çalışan kırılgan her an işsiz kalmaya aday atıl rezerv işçi ordusu varken öbür tarafta da aşırı emek harcayan işçi kesimi vardır.
İlki Türkiye’de resmi olarak kabul edilen haftalık çalışma saatinin çok altında çalışan işçileri kapsamaktadır yani yarı-zamanlı çalışanlar. Aşağıdaki örnekte Türkiye’de 4857 sayılı kanunun 63’cü maddesine göre haftalık resmi çalışma saati olan 45 saatten hareketle haftada 1 ile 35 saat arasında çalışan işçileri yarı zamanlı işçiler olarak tanımladık. Yani bu bir anlamda çok düşük maaş alan ve yoksulluk seviyesinde yaşamaya çalışan işçileri göstermektedir. Bunlar bir çeşit kapitalist üretimin kısa süreli kullanıp çıkardığı ve hep çalışmaya istekli tuttuğu yoksul bir kesim olup işsizlerle beraber yedekte bulundurduğu atıl rezerv işçi ordusunu temsil eder. Bu işçilerin Türkiye’de toplam istihdam içindeki payı 2014 yılında % 20,6 iken 2024 yılında tam 3 puan artarak %24,5’e çıkmıştır (bkz TUİK işgücü verileri). Yani diğer bir deyişle 2024 yılı için Türkiye’de 7,5 milyon insan haftada 1 ila 35 saat arasında yarı-zamanlı çalışan çok düşük ücret alan kişilerden oluşmaktadır.
Yine aynı yılda bu sefer aşırı emeğe baktığımızda, yani haftalık resmi 45 saatin üstünde çalışanlara (50-72+ saat) göz attığımızda 8,5 milyon insan bu şekilde iş görmektedir. Yine 2024 yılı için yarı-zamanlı işlerde çalışanlar ile resmi haftalık çalışma saatinin çok üstünde çalışanları topladığımızda 16 milyon insana ulaşmaktayız ki bu toplam istihdamın yarısına eşittir. Ya da diğer bir deyişle toplam istihdam edilenlerin yaklaşık 1/4’ü çok düşük ücretlerle fakirlik sınırında yarı zamanlı işlerde çalışırken diğer yaklaşık 1/4’ü resmi çalışma sürelerinin çok üzerinde fazla emek harcamaktadır.
Her iki kategoriyi topladığımızda 2024 yılı için Türkiye’deki süre olarak gerekli emeğin altında ve üstünde çalışan işçilerin toplam istihdam (yaklaşık 32 milyon insan) edilenlerin yarısı (yaklaşık 16 milyon insan) ettiğini görürüz. Bu durum Türkiye’nin istihdam yapısının ne kadar emek sömürü ve yoksulluk içinde olduğunu gösterir.
Fakat 2024 yılı için Türkiye’de daha da çarpık istihdam yapısına ve daha da büyük emek sömürüsüne yine haftalık çalışma süreleri itibariyle bakmak ister miyiz? Eğer evetse bakalım. Bu sefer kayıtlı olmayan işçilere bakalım yani sosyal sigortası olmayan gelecek için hiçbir sosyal güvencesi olmayan işçiler. Hem yarı zamanlı çalışıp muhtemelen sefil ücretlerle çalışıp buna mukabil sosyal güvencesi olmayanlara baktığımızda 3 milyon 900 bin insana ulaşırız. Buna ekleyeceğimiz 2,5 milyon insan da yine sigortasız güvencesiz çalışıp fazla saat çalışanlar fazla emek harcayanlardır. İkisini topladığımızda 6 milyon 400 bin insana ulaşırız. Bu da toplam istihdamın %20’si demektir. Yani bu grupta yer alan yaklaşık 6,5 milyon işçi sigortasız sefalet içinde yaşayan ve aşırı emek sömürüsüne maruz kalanları gösterir.
En beteri olup en kırılgan ve Marx’ın yedek işçi ordusuna dâhil olanların başında gelir. 2024 yılı için 3 milyon 100 bin insan da iş arayıp bulamamış ve işsizler ordusuna dâhil olmuştur. Bu kadar çarpık bir istihdam yapısında bile 3 milyon küsur insan iş bulamamıştır. Ya peki işgücüne dâhil olmayanlar onlara baktığımızda özellikle çalışmak isteyen ama iş bulma ümidi olmadığı için çalışmayan ve çalışmak istemeyen ama iş bulsa çalışacağını söyleyenleri yine 2024 yılı için topladığımızda 4 milyon 200 bin kişiye ulaşmaktayız. Bu sayı işgücüne dahil olmayanların %14’üne tekabül etmektedir.
Kabaca 2024 yılı için umutsuz olup çalışmayanlarla, işsizler ve yarı zamanlı çalışanlar ile aşırı emek harcayan çalışanları topladığımızda bulduğumuz rakam yaklaşık 23 milyon insandır. Bunlar yoksulluk, umutsuzluk, sefalet, aşırı sömürü içinde yaşayanları gösterir. Bunların da daha kırılganı bir de sosyal güvencesiz olanlarına baktığımızda yani sefaletin daha da sefaleti, sömürünün katmerli olanı yaklaşık 14 milyon insan etmektedir.
Peki, bu durum yıllar içerisinde nasıl gelişmiştir. Aşağıdaki grafikte 2014 ile 2024 yılları arasında toplam istihdam içinde yarı-zamanlı çalışan ve fazla emek harcayan, yani haftalık resmi çalışma sürelerinin üzerinde iş görenleri topladık. Öbür tarafta da yine aynı yıllar arasında çalışmak isteyip ama ümidi olmadığı için çalışmayanlara baktık ve aşağıdaki grafiği elde ettik.

Buna göre Türkiye’de haftalık resmi çalışma saatlerinin çok altında (yarı-zamanlı) ve çok üstünde (aşırı emek) çalışanların sayısı 2014 yılında 16 milyon 300 bin kişiyken %13 artarak 2024 yılında 18,5 milyon insan olmuştur. Buna mukabil yine aynı yıllar içerisinde iş bulma ümidi olmadığı için işgücüne dahil olmayanların sayısı %70 (Yüzde yetmiş) artarak 2,5 milyondan 4 milyon 200 bin insana ulaşmıştır. Bu kadar çarpık bir istihdam yapısı olan bir ülkede elbette birçok kişi ümidini yitirip çalışmak istemeyecektir.
Sonuç olarak neoliberal politikacılar bu durumdan sadece mutluluk duyabilirler. Dedikleri gibi a-tipik, yarı zamanlı işlerde çalışanlar ve çok emek harcayan işçilerin sayısının toplam istihdam içindeki payının artıyor olması esnek işgücü piyasalara güzel bir örnektir.
KAYNAK: Haber SOL
Haber Euro Türk sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
