Sonuç olarak yıllar süren ve hayli kanlı olan sürecin finali de son derece çarpıcı oldu. Emperyalistler, piyonlarının da desteğiyle şimdilik zafer kazandı. Suriye artık ABD, İngiltere ve İsrail eksenine yerleşmiş durumda. ABD destekli cihatçı çetenin lideri Şara tam da bu yüzden yine ABD destekli SDG’nin lideri Abdi’ye -örgütünü fesheder etmez- kendi danışmanlığını teklif etti. Sürece yakışan bir final oldu doğrusu…
“Sizin için tek bir kurşun bile atmayacağız”, “Artık hizmetlerinize ihtiyaç yok” demişti ABD.
Yıllardır destek verdikleri, IŞİD’e karşı savaşta cephane sevk ettikleri SDG’nin artık kendileri için raf ömrünü tükettiğini çok sert şekilde ilan ediyordu ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack.
Bölge yeniden yapılandırılıyor, İsrail her boşluğu doldurmak için agresif bir saldırının kapağını açıyor, AKP ise Yeni Osmanlıcı hamleleriyle yayılmayı hedefliyorken geliyordu bu “ortada bırakma” mesajı.
ABD’nin, emperyalistlerin kimseye dost olmayacağı, dostluk yanılmasına kapılanların hep aynı sona yuvarlandığını bir kez daha görüyorduk işte.
Süreç gerçekten baştan aşağı çok ilginçti.
Hatırlayalım…
Emperyalistlerin cihatçı koalisyonu ve hedef tahtasına oturtulan bir halk
Emperyalistler ABD ve İsrail karşıtı Suriye’nin üzerine tüm dünyadan getirdikleri cihatçı kuvvetlerle birlikte çullandığında, neredeyse tek bir kurşun atmadan Suriye’nin kuzeyindeki birçok noktanın kontrolünü ele geçirmişti SDG’nin öncüleri.
Bazı iddialara göre başlangıçta Esad bilinçli olarak bu hamleye karşı harekete geçmedi. Dört bir yandan saldırı gelince, yeni bir cephe açmak istemediği iddia edildi.
Ancak kapak açılmıştı bir kere.
Açılan bu kapaktan emperyalistlerin kendi elleriyle yarattığı IŞİD barbarlığı serbest bırakıldı önce.
Tüm dünyaya ve bölgeye koyu bir karanlıkla güçlü bir mesaj veriyorlardı.
Bugün Suriye’nin başına geçirdikleri Şara, o karanlık kapağın ana aktörlerinden biri olan El Kaide artığı HTŞ’nin lideriydi örneğin.
Bu karanlığın önü bilinçli olarak açıldığında ana hedeflerden biri SDG’nin kontrolündeki bölge oldu.
Erdoğan’ın “Rojava düştü düşecek” sözleri de bu dönemde dile getirildi.
Sonuç olarak klasiklemiş bir senaryo sahneye konuldu.
ABD kendi elleriyle yaratıp serbest bıraktığı terör şebekesine karşı SDG’yi silahlandırdı ve “IŞİD’e karşı mücadele adına” Suriye’de Kürt gruplarını kendi vekil gücü yaptı.
Yıllarca bu güce silah ve mühimmat taşımaya devam edip, kimsenin onlara dokunamayacağını söyleyip durdular.
Sonrası tabii ki öyle olmadı.
Örneğin AKP iktidarının talimatıyla TSK bölgedeki SDG hakimiyetindeki bölgelere askeri operasyon başlattığında, ABD Başkanı Trump, çıkıp şu açıklamayı yaptı:
“Hatırlıyor musunuz, bundan iki yıl önce Suriye’nin farklı bir bölgesinde Irak, Kürtlerle savaşacaktı. Birçok insan, Kürtlerle Irak’a karşı savaşmamızı istedi. Hayır dedim, Kürtler savaşı iki kez bıraktılar. Şimdi aynı şey Türkiye ile oluyor. Kürtler ve Türkiye yıllardır savaşıyor. Türkiye, PKK’yı teröristlerin en kötüsü olarak görüyor. Diğerleri gelip taraflardan biri için savaşmak isteyebilir. Bırakın savaşsınlar! Biz durumu yakından takip ediyoruz. Sonsuz savaşlar.”
Yıllar sonra bölgedeki Kürt silahlı grupları için şunları söyleyen de yine Trump olacaktı:
“Kongre diyor ki: ‘Ah, çok sıkı savaşıyorlar’. Hayır, paralarını aldıklarında sıkı savaşıyorlar. Bu yüzden Kürtler konusunda büyük hayal kırıklığı yaşıyorum.”
Suriye dosyasının sonu ve yeni dönem: Pazarlık, savaş ve uzlaşı
Sonra bu sonsuz savaşların Suriye’de bir sona bağlanmasına karar verdiler.
İngiltere, ABD ve İsrail’in başını çektiği, AKP iktidarının da destek verdiği bir operasyonla en büyük hedeflerinden birini gerçekleştirip Suriye’yi cihatçı Şara’ya, HTŞ’ye teslim ettiler.
Bu adım atıldığında SDG son derece mutluydu, diktatörlük son buldu deniliyor, HTŞ övülüyordu.
“Bu değişiklik, tüm Suriyelilerin haklarını garanti altına alan, demokrasi ve adalete dayalı yeni bir Suriye’nin inşası için bir fırsattır” sözleri bizzat SDG lideri Mazlum Abdi tarafından dile getiriliyordu.
Artık yeni bir dönem açılmıştı ve kendileri için de en iyisi olmuştu.
Ancak sonrasında ilginç gelişmeler yaşanmaya devam etti.
HTŞ, SDG’nin kendi gücünün çok ötesinde, Arapların yoğun yaşadığı yerleri kontrol ettiğini söyledi, ayrı bir orduya izin vermeyeceğini ilan etti, SDG’nin ayrı yönetim mekanizmasının sonlandırılması gerektiğini duyurdu.
Bu çıkış önce büyük gerilime, sonra pazarlıklara, en sonunda da çatışmalara konu oldu.
SDG kontrolü altında tuttuğu birçok bölgeyi süratle kaybetti.
Bu süreçte SDG tarafından ABD ve Batı’ya çağrılar gelse de destek bulunamadı.
Ardından masayı yeniden ABD, Tom Barrack kurdu.
Akan kan duracak, SDG bunları kabul edecekti, öyle diyordu Barrack: “Bu anlaşma, SDG savaşçılarının bireysel olarak ulusal orduya entegre edilmesini, petrol sahaları, barajlar ve sınır kapıları gibi kritik altyapıların devredilmesini ve IŞİD hapishanelerinin kontrolünün Şam’a geçmesini öngörmektedir.”
Kısmi değişikler oldu, ancak sonuç olarak böyle de oldu.
“Sizin için tek bir kurşun bile atmayacağız”, “Artık hizmetlerinize ihtiyaç yok” demişti açık açık Trump’ın bölge valisi Tom Barrack.
Bunu yaptılar.
Bu yüzden de Abdi çıkıp “İnsanlarımız katledildiğinde, ABD’nin tavrı bu saldırıları durduracak kadar güçlü değildi. Bu zayıf duruş nedeniyle halkımız arasında büyük bir hayal kırıklığı yaşanıyor” diyordu, o kadar.
Çözüm süreci, Öcalan ve Suriye
Sonrasında açıkça öğrendik ki, Suriye’nin bu yeni dönemiyle Türkiye’deki çözüm süreci benzer bir hatta ilerlemiş.
Kol kola bir Yeni Osmanlıcılık “destanı” yazılmak istenmiş.
Örneğin Öcalan’ın SDG lideriyle görüştüğünü, hem silah bırakma hem de örgütün feshi gündeminde adım attığını öğrendik. Şara’ya da övgüler sıraladığını.
HTŞ-SDG çatışmasının zirve yaptığı günlerde doğrudan AKP iktidarının Öcalan’ın mesajını SDG’ye ilettiği, yalanlanan son çözüm süreci tutanaklarında yer alıyordu örneğin.
Sonuç olarak tüm bu sürecin sonunda SDG dün kendisini feshetti.
Oysa bundan sadece aylar önce “cihatçı çete” olarak tanımlıyorlardı Şara ve HTŞ’yi.
Ancak emperyalizmin desteği çekilince “bir adım geri atmayız” denilen kazanımlar önemli ölçüde buharlaştı, Öcalan’ın, AKP’nin ve emperyalizmin devreye girmesiyle de SDG kendisini feshetmiş oldu.
Bu final ne kadar sürer?
Sonuç olarak yıllar süren ve hayli kanlı olan sürecin finali de son derece çarpıcı oldu.
Emperyalistler piyonlarının da desteğiyle şimdilik zafer kazandı.
Suriye artık ABD, İngiltere ve İsrail eksenine yerleşmiş durumda.
ABD destekli cihatçı çetenin lideri Şara tam da bu yüzden yine ABD destekli SDG’nin lideri Abdi’ye -örgütünü fesheder etmez- kendi danışmanlığını teklif etti.
Sürece yakışan bir final oldu doğrusu…
Ancak bu finalin bölge halklarına ve Türkiye’ye sadece tehdit ve karanlık olarak döneceği kesin.
Bu saatten sonra esas konu bu karanlık finalin ne kadar hayatta kalacağı, bölge halklarının kendi iradesini emperyalistlerin elinden ve onların piyonlarından ne zaman alacağıdır…
soL Haber’i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.





























Bugünkü Kullanıcılar : 375
Kullanıcılar Son 7 gün : 5274
Kullanıcılar Son 30 gün : 6363
Bu Yılki Kullanıcılar : 6363
Toplam Kullanıcılar : 6364
Kimler Çevrimiçi : 0