Bir muhalif isme yönelik operasyon mu var, hemen hakkında elde edildiği söylenen “belge” ve “bilgiler” kamuoyuna parça parça sızdırılır, daha gözaltına alındığı sırada yandaş medyanın manşetlerini ilgili isme dair kaynağı belirsiz “sızdırmalar” kaplar.
Yani mahkumiyet kararı daha gözaltına alındığı sırada verilir.
Bu artık tüm dosyalarda temel kural haline gelmiş gibi görünüyor.
Türkiye’de bir süredir “ünlüler” üzerinden devam eden bir dizi operasyon yapılıyor.
Önce 8 Eylül 2025’e uzanalım.
Birce Akalay, Berrak Tüzünataç, Ceren Moray Orcan, Demet Evgar Babataş, Deren Talu, Derin Talu, Dilan Polat, Duygu Özaslan Mutaf, Engin Polat, Feyza Altun, Hadise Açıkgöz, İrem Derici, Kaan Yıldırım, Kubilay Aka, Mert Yazıcıoğlu, Metin Akdülger, Özge Özpirinçci, Zeynep Meriç Aral Keskin ve Ziynet Sali bir şafak operasyonuyla gözaltına alındı.
Gözaltıların ardından başladı sızdırmalar.
Sadece sızdırma da yapılmadı; hepsi sıra sıra dizildi, kameralara, gazetecilere gösterildi, dakika dakika sosyal medya ve televizyon kanallarına servis yapıldı.
Sonra ne mi oldu?
6 Kasım 2025’e gidelim:
“Ünlü isimlere yönelik uyuşturucu soruşturmasında, kan ve saç örneklerinde herhangi bir madde tespit edilmeyen Hadise Açıkgöz, Mert Yazıcıoğlu, Demet Evgar, Özge Özpirinçci, Meriç Aral, Ceren Moray ve Duygu Özaslan hakkında takipsizlik kararı verildi.”
Bir ay boyunca uyuşturucu iddialarıyla halkın gözünün içine sokulan isimlerden bazıları hakkında sıra sıra benzer haberler çıktı.
Aynı süreçte çok benzer haberleri “bahis” operasyonları vesilesiyle de gördük.
Bazı oyuncuların ismi sızdırıldı, açıklamalar yapıldı, sonra “kimlik numaraları ile telefon bilgileri eşleşmiyor, sahte hesapmış” denildi.
Kimse “pardon” dahi demedi.
Son günlerde yeni “ünlü” operasyonlarına şahitlik ediyoruz.
Her gün yeni isimler gözaltına alınıyor.
Ama bu kez bir farkla, işin içinde AKP’ye yakın isimler de var.
Mehmet Akif Ersoy’a yönelik operasyon sonrasında belli ki gerisi de gelecek şekilde dalga dalga gözaltılar yaşanıyor.
Normal koşullarda yargılama konusu olmayacağını düşündüğümüz “belaltı” vuruşlar, düzen içi ve AKP içi kavgaların da bir sonucu olarak sayfa sayfa deşifre ediliyor, halkın önüne atılıyor.
Pasta ve kavga büyüdükçe ifşaların, sızdırmaların dozu da artıyor.
Düzenin çürütücülüğü sayesinde kimse karşılaştıklarına, ortaya saçılanlara, üzerimize boca edilenlere şaşırmıyor.
Ancak tüm bu süreçte ilginç şeyler de yaşanıyor.
Saran Holding sahibi ve Fenerbahçe Başkanı Sadettin Saran önce Ela Rümeysa Cebeci’ye dair verilen gizli tanık ifadesinin sızdırılmasıyla gündeme geldi.
Sızdırılan ifadelerde “görünür” bir suç yoktu.
Sonra Saran’ın da üç ayrı uyuşturucu suçlamasına konu olduğu ve ifadeye çağrıldığı servis edildi.
Hatta bir yandaş kanalda “uyuşturucu imalatı ve ticareti” suçlaması olduğu bile dile getirildi.
Sonrasında gerisi geldi.
Saran’ın evinde yapılan aramada bulunan saksı ve kavanozların görüntülerini Yeni Şafak servis etti, Saran’ın Ele Rümeysa Cebeci’ye attığı mesajları Sabah gazetesi paylaştı.
İfade sonrası serbest kaldıktan kısa süre sonra Saran’ın yaptığı savunmanın tüm ayrıntıları yine önce yandaşlar tarafından servis edildi.
Hatta Cebeci ile Saran’ın konuşmalarının ses kaydı deşifrelerini dahi yandaş medya üzerinden öğrenmiş olduk.
Ve tüm bu gelişmeler “gizlilik kararı olan” bir dosya üzerinden sızanlar olarak kayda geçti.
Ortaya çıkanlar ve belli ki çıkmaya devam edecek olanlar bir yana, iki gündür taraftarların tetiklediği ilginç bir tartışma başlamış durumda.
Hani gizlilik kararı, bu sızdırmalar nasıl yapılıyor, ifadelerden sonra bu bilgileri, görüntüleri kim servis ediyor?
Yıllardır çeşitli düzeylerde gündeme gelen bu sorular, şimdi taraftarların basıncı ve tepkisiyle yüksek sesli bir şekilde tartışılıyor.
“Abi siz salak mısınız? Ben yorumla haber yapmam. Tıpkı Sadettin Saran’ın serbest bırakılmasını ya da havalimanında bekleyenleri ya da karşılanmasını verdiğim gibi. 2 gündür hedef gösteriyorsunuz zaten avukatım dava açıyor. ben sadece olanı veririm. İşim yorum değil, haber. Ne fetöcüler gibi manipülasyon ya da algıyla işim olur ne partizan / holiganlar gibi haber. Olan neyse onu veririm. Saran’ın evinde çıkanlarla ilgili test kitleri yapıldı ilk rapor hazırlandı ardından kriminale gönderildi. Rapor elimde ve sonuç ortadayken olmamış mı yazayım?”
Bu sözler Yeni Şafak’ın adliye muhabiri olan bir isme ait.
İBB dosyasında “kimsenin ulaşamadığı belgeleri” hep ilk olarak duyuran bu isim, kendisine Fenerbahçe taraftarından gelen tepkilerin ardından yukarıdaki mesajı paylaşmış.
Bu mesaja gelen tepkiler de aynı eksende: “Sana bu görüntüleri, bilgileri, ifadeleri kim sızdırıyor?”
Ortada habercinin kaynağı üzerinden yürüyecek bir tartışmanın da, temiz eller operasyonu denilecek bir sürecin de izi tozu bulunmuyor.
Türkiye’de uyuşturucunun üzerine gerçekten gidilen bir sürecin işlemediği de, makyajla düzeltilebilecek bir zeminin kalmadığı da, çürümenin iktidar kaynaklı olarak giderek derinleştiği de ortada.
AKP’li Şamil Tayyar’ın dediği gibi “çürüme bütün vücuda yayılıyor”, halkı da içine çekmeye çalışarak.
KAYNAK: Haber SOL
Haber Euro Türk sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
