Daha fazla hava durumu tahmini: 15 günlük hava durumu
Bodrum’un Trafik Adabına Yani Nezakete İhtiyacı Var / Fatih Bozoğlu ile Sokağın Sesi 51.Bölüm

Bir an için gözlerinizi kapatın…

Bodrum’un sıcak bir yaz akşamı…

Trafik her zamanki gibi sıkışık. Araçlar tampon tampona ilerliyor. Birden uzaktan bir ambulans sireni duyuluyor.

Mavi ışıkları yanıp sönen ambulans, yoğun trafiğin içinde yol bulmaya çalışıyor.

Sürücülerin çoğu kenara çekiliyor.

Ama bir araç var ki inat ediyor.

“Ben neden bekleyeyim?” diye düşünüyor sürücüsü.

Önündeki boşluğu kapatıyor.

Sağa yanaşmıyor.

Ambulansın geçebileceği koridoru daraltıyor.

Siren çalıyor…

Ambulans selektör yapıyor…

Ama o hâlâ direksiyona daha sıkı sarılıp yol vermemekte direniyor.

Sonunda ambulans güçlükle ilerleyip gözden kayboluyor.

Adam derin bir nefes alıyor.

Sanki büyük bir zafer kazanmış gibi…

Birkaç araç boyu öne geçebilmiş olmanın garip tatminiyle yoluna devam ediyor.

Tam o sırada telefonu çalıyor.

Ekranda kardeşinin adı yazıyor.

Telaşla açıyor.

Karşı taraftan ağlamaklı bir ses geliyor:

“Abi… Annemi ambulansla hastaneye götürüyorlar. Durumu çok kötü…”

Adamın yüzü bir anda bembeyaz kesiliyor.

Kalbi hızla çarpmaya başlıyor.

“Ne zaman? Hangi ambulans?”

Kardeşinin verdiği saat ve güzergâhı duyunca içini tarif edemediği bir korku kaplıyor.

Az önce yol vermemek için inatla önünü kestiği ambulans…

Meğer kendi annesini taşıyormuş.

Birkaç dakika önce direksiyon başında öfkeyle yaptığı hareketler gözlerinin önünden film şeridi gibi geçiyor.

Siren sesi yeniden kulaklarında yankılanıyor.

Bu kez o sesi duydukça irkiliyor.

Çünkü artık ambulansın içindeki kişinin kim olduğunu biliyor.

İşte trafik adabı dediğimiz şey bazen sadece bir kural meselesi değildir.

Bazen hiç tanımadığınız bir insanın hayatına saygı göstermektir.

Çünkü o ambulansın içinde kimin olduğunu bilemezsiniz.

Belki bir çocuk…

Belki bir anne…

Belki bir baba…

Belki de sizin en sevdiğiniz insan…

Kimbilir belki de o ambulansın içinde hayata tutunmaya çalışan kişi siz de olabilirsiniz…

 

Herodot’un memleketi, Halikarnas Balıkçısının cenneti, Kedilerin ve köpeklerin bile arkadaş olduğu, Dünyanın en güzel yeri Bodrum’dan MERHABA!

 

32 kısım tekmili birden Fatih Bozoğlu ile Sokağın Sesi 51.Bölüm başlıyor!

 

Bugün Bodrum’da trafik konusunu ele alacağız. Klasik sorunları konuşmak yerine, direksiyondaki şoförleri ve yayaları konuşsak…ya da trafik adabını mı konuşsak acaba

Ne dersiniz?

Evet Bodrum’da trafik çok yoğun, üstelik sadece yaz aylarında değil artık kış aylarında da bu yoğunluğu iliklerimize kadar hissediyoruz. Bodrum’un sorunları ele alındığında Susuzluk, altyapı ve üçüncü olarak da trafik sorunu geliyor.

Lakin bu sorunu ele alırken çok sıradan ve eksik bir bakış açımız olduğunu düşünüyorum. Sorun sadece araçların çokluğu ya da yetersiz yollar mı?

Benim kanımca asıl sorun araç sayısından çok, direksiyon başındaki davranışlarımızda,Sabırsızlığımızda, birbirimize gösteremediğimiz hoşgörüsüzlüğümüzde ve giderek kaybettiğimiz trafik adabında…

Sahi siz de benim gibi asıl trafik sorununun araç kullanan insanlarımızın edepsizliğinde olduğunu düşünmüyor musunuz?

Sizlerle bir anekdot paylaşmak istiyorum izninizle…

Bodrum Şehir İçi Minibüsleri Kooperatif Başkanı Yılmaz Kurtcu ile hem Bodrum şoför esnafının sorunlarını, hem trafik sorununu, hem de yolcu profili ile turizm sezonu ile ilgili görüşlerini konuşmak için Bodrum Gümbet hattına çıktık. Garajdan başladık, pazaryerini dıştan dolaşıp, Cevat Şakir Caddesine girdik. Trafik neredeyse durma noktasındaydı. Kelimenin tam anlamı ile milim milim ilerliyorduk. Trafik sorununu konuşmanın tam sırasıydı.

-Yılmaz Başkan ne olacak bu trafiğin hali? Daha sezonun başı ve sabrınız şimdiden tükenmiştir herhalde? şeklindeki klasik soruyu yapıştırdım.

Şöyle bir yüzüme baktı ve gülümseyerek; “Yooo bu trafikten hiç de mutsuz değilim. Bir kere eğer bu kalabalık trafik olmaz ise Bodrum turizm ekonomisi batmış demektir. Çünkü kalabalık varsa kazanç vardır. Kalabalık yoksa turizm de, kazanç da yoktur. O nedenle ben bu trafik yoğunluğundan rahatsız olmuyorum, aksine mutluyum…” dedi.

Rahmetli 9.Cumhurbaşkanı Demirel’in o ünlü “Meseleleri mesele etmezseniz, mesele olmaktan çıkar…” sözü aklımdan geçerken, birkaç dakika sonra camın dışına baktım. İşte o an Bodrum’un gerçek trafik sorununun yollar değil, insanlar olabileceği görüşü iyice yerine oturdu.

Çok ilginç bir bakış açısıydı, lakin düşününce söylediklerine hak verdim doğrusu…

Ne diyorduk? Bodrum’un sorunu sadece trafik sıkışıklığı değil elbette. Her yıl nüfusu katlanmasını ve nüfusla birlikte araç sayısının her geçen gün artacağını da hesap edersek, üzerine yolları da aynı kalan bir kentte trafik elbette kaçınılmaz bir sorun haline gelecektir.

Bundan daha normal ne olabilir?

Ancak bugün Bodrum’un yaşadığı sıkıntının tamamını yolların eksikliğine, kavşak yetersizliğine ya da plansız kentleşmeye bağlamak da gerçeğin sadece bir kısmını görmek olur. Çünkü trafik sadece araçların hareketlerinden ibaret değil, en çok da araç kullananların ve yayaların birbirine karşı olan davranış biçimleridir.

Sabah saatlerinde okul önlerinde yaşanan karmaşa, çift sıra parklar, engelli rampalarının önü ile kaldırımlara bırakılan araçlar, yaya geçitlerinde durmayan ya da yavaşlamayan sürücüler, sinyal vermeyi gereksiz görenler ve birkaç dakika kazanmak uğruna risk alanlar…

Motosikletli paketçileri ve motosiklet kullanıcılarını da unuttuğumu sanmayın,

onları da biraz sonra özel olarak ele alacağım…

Bütün bunlar bana bir şeyi gösteriyor; trafik sorununun önemli bir kısmı trafik adabı eksikliğinden kaynaklanıyor…

Bodrum yıllardır farklı kültürlerin, farklı yaşam biçimlerinin sorunsuz olarak bir arada yaşayabildiği bir hoşgörü kentiydi. İnsanlar birbirine yol verir, selam verir, acele etmezdi. “Acelen varsa neden Bodrum’a geldin?” denilirdi. Bu söz sadece Bodrum’da değil Datça da, Marmaris te Fethiye de söylenir. Lakin bugün trafikte birkaç dakika kazanmak uğruna birbirimize tahammül edemez hale geldik. Sürücüler öylesine gergin ve tahammülsüz hale geldiler ki yanlarında eşleri, kız arkadaşları ve hatta küçük çocukları varken bile küfrediyor ve fiziksel şiddet uygulayabiliyor.

Neymiş efendim; yol vermemiş ya da başka bir basit bahane…

Oysa trafik bir yarış değildir…

Yaya geçidinde bekleyen bir yurttaşa yol vermek, bisikletliyi sıkıştırmamak, ambulansa geçiş koridoru açmak, korna yerine sabrı tercih etmek yalnızca kural değil, aynı zamanda kent kültürünün ve insanlığın da gereğidir.

Elbette yerel yönetimlerin, merkezi idarenin ve ilgili kurumların da sorumlulukları vardır. Bodrum’da alternatif yollar, toplu taşımanın güçlendirilmesi, otopark çözümleri ve uzun vadeli ulaşım planları artık ertelenemez ihtiyaçlardır. Ancak bütün bu yatırımlar yapılsa bile direksiyon başındaki anlayış, yani kafa değişmediği sürece trafik sorunu çözülemeyecektir.

xxxxx

Peki trafik adabı dediğimiz şey tam olarak nedir? Aslında cevap çok basit…

Kimi zaman dar bir sokakta karşıdan gelen araca birkaç saniyeliğine yol vermektir adap. Çünkü Bodrum’un dar yollarında trafik çoğu zaman yol eksikliğinden değil, iki sürücünün birbirine yol vermemekte direnmesinden kilitlenir. Oysa “Sen geç, ben bekleyeyim…” anlayışı süreyi uzatmaz, bence tam aksine trafiğin akışını sağlar.

xxxxx

Kimi zaman da trafik adabı dediğimiz şey, direksiyonun büyüklüğüne göre değil, sorumluluğun büyüklüğüne göre davranabilmektir. Özellikle hafriyat kamyonları, beton mikserleri, su tankerleri ve iş makineleri konusunda ayrı bir parantez açmak gerekiyor.

Evet, Bodrum büyüyor. Su ihtiyaçlarının karşılanması, yeni yollar, altyapı çalışmaları ve inşaat faaliyetleri elbette bu araçlar olmadan yapılamaz. Ancak bu durum hiç kimseye trafikte ayrıcalık tanımaz. Ne yazık ki zaman zaman aşırı hız yapan, dar yollarda diğer araçları sıkıştıran, trafik kurallarını hiçe sayan ve yarattıkları riskin farkında bile olmayan ağır vasıta sürücüleriyle karşılaşıyoruz.

Daha da kötüsü, bazı sürücülerin en küçük bir uyarıda öfkeye kapılması ve tartışmayı gerginliğe dönüştürmesidir.

Oysa tonlarca ağırlıktaki bir aracın direksiyonuna oturmak, daha fazla güç değil, daha fazla sorumluluk gerektirir. Bu nedenle mesele sadece sabır göstermek değildir. Denetimdir, eğitimdir ve kuralları herkes için eşit uygulayabilmektir. Çünkü trafikte hiçbir araç, büyüklüğünden dolayı öncelikli değildir. Tam tersine, taşıdığı risk arttıkça sorumluluğu da artar…

xxxxx

Önemli bir kesim daha var motosiklet sürücüleri.  Bu konuda da görüşlerimi dile getirmek ve sizlerle paylaşmak isterim; Motosiklet kullanıcıları ve özellikle paket servis kuryeleri konusuna da aynı büyük araçlar gibi ayrı bir parantez açmak gerekiyor.

Öncelikle belirtelim; ekmeğinin peşinde koşan, her türlü hava koşulunda çalışan ve trafik kurallarına uyan binlerce motosiklet sürücüsünü ayrı tutuyorum.

Ancak son yıllarda trafikte giderek büyüyen bir başka sorun da bazı motosiklet sürücülerinin sergilediği tehlikeli davranışlar. Kırmızı ışıkta durmamak, araçların arasından kontrolsüz şekilde geçmek, ters yönden ilerlemek, kaldırımları kullanmak, yaya güvenliğini hiçe saymak ve zaman zaman araç sürücülerini taciz edecek kadar agresif davranışlar sergilemek artık sıradan görüntüler haline geldi.

Üstelik bu davranışlar yalnızca sürücünün kendi hayatını değil, trafikteki herkesin can güvenliğini riske atıyor. Birkaç dakika daha erken teslimat yapmak uğruna insanların yaşamını tehlikeye atmanın hiçbir mazereti olamaz.

Motosiklet trafiğin bir parçasıdır. Ancak hiçbir motosiklet sürücüsü trafik kurallarının üzerinde değildir. Kurallar otomobil sürücüsü için de geçerlidir, motosiklet sürücüsü için de. Çünkü trafikte ayrıcalık değil, karşılıklı saygı ve ortak sorumluluk esastır.

xxxxx

Adap bazen de yaya geçidinde ayağınızı gazdan çekmektir. Çünkü bir kentin medeniyet seviyesi biraz da yayalara gösterdiği saygıyla ölçülür. Bekleyen bir çocuğa, yaşlıya, engelli bireye ya da karşıya geçmeye çalışan herhangi bir yurttaşa yol vermek sadece trafik kuralı değil, aynı zamanda insanlık görevidir.

Gürültü kirliliğine neden olan korna yerine, sabrı tercih etmektir adap. Çünkü korna bir öfke boşaltma aracı değil, gerektiğinde kullanılan bir uyarı aracıdır. Ne yazık ki son yıllarda trafikte en çok duyduğumuz şey motor seslerinden çok korna sesleri oldu. Oysa birkaç saniyelik sabır, dakikalarca sürecek gerginlikleri önleyecektir.

Kanımca bütün mesele tam burada düğümleniyor. Trafik sadece araçların değil, insanların da hareketidir. Direksiyon başında gösterdiğimiz tavır, aslında birbirimize ve yaşadığımız kente gösterdiğimiz saygının bir yansımasıdır.

xxxxx

Şöyle bir düşündüm de, trafik aslında toplumun aynasıdır.

Birbirimize ne kadar saygı duyuyorsak trafikte de o kadar huzurlu oluruz. Sanıyorum Bodrum’un bugün ihtiyaç duyduğu şey yeni yollar kadar yeni bir trafik kültürüdür. Yol vermek geç kalmak ya da kaybetmek değildir. Kurallara uymak özgürlüğün düşmanı da değildir ve trafikte gösterilen saygı, kentin medeniyet seviyesinin en görünür göstergelerinden biridir.

Bodrum’un yeni yollara ihtiyacı var. Ama ondan da önce sabra, saygıya, trafik adabına yani nezakete ihtiyacı var.

Eyvallah…

Bu yazıyı paylaş !

Shares







<p>The post Bodrum’un Trafik Adabına Yani Nezakete İhtiyacı Var / Fatih Bozoğlu ile Sokağın Sesi 51.Bölüm first appeared on Bodrum Sokak TV.</p>

Kaynak: https://sokaktv.com/kose-yazilari/bodrumun-trafik-adabina-yani-nezakete-ihtiyaci-var-fatih-bozoglu-ile-sokagin-sesi-51-bolum

Haber Euro Türk
Author: Haber Euro Türk

Haber Euro Türk, Avrupa’daki Türk topluluklarına ve dünya gündemine dair güvenilir, tarafsız ve güncel haberler sunan dijital haber platformudur.


Haber Euro Türk sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

By Haber Euro Türk

Haber Euro Türk, Avrupa’daki Türk topluluklarına ve dünya gündemine dair güvenilir, tarafsız ve güncel haberler sunan dijital haber platformudur.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir