Viyana’daki bazı okullarda İslam’a geçişin “gerçekten bir mesele” haline geldiğini söyleyen entegrasyon uzmanı Kenan Güngör, ılımlı Müslümanların radikal görüşlere karşı yeterli argüman geliştiremediğini belirtti.
Die Presse gazetesinden Daniel Bischof’un röportajı:
Die Presse: Viyana’daki devlet okullarında Müslüman öğrencilerin oranı bu öğretim yılında yüzde 42’ye ulaştı. Bu gelişmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kenan Güngör: Avusturya’daki Müslüman nüfus son yıllarda arttı. Bu durum okullarda da hissediliyor. Özellikle Suriye, Afganistan ve Irak kökenli göçmen ailelerde doğum oranlarının daha yüksek olması nedeniyle muhafazakâr Müslümanların oranı da artıyor.
Neden?
Eskiden okullarda ağırlıklı olarak Türkiye kökenli Müslüman öğrenciler vardı. Son yıllarda ise Arapça konuşan Müslümanların oranı yükseliyor. Bu da İslam anlayışının giderek Araplaşmasına yol açıyor.
Fark nedir?
Türkiye’deki geleneksel İslam anlayışı görece daha çoğulcu ve sekülerdi. Günlük yaşam pratiği içinde daha fazla çeşitliliğe izin veren bir İslam vardı. Arap İslam’ı ise daha homojen, Kur’an merkezli ve bu nedenle daha katı, daha “Selefi” bir yapıya sahip. Suriye ve Afganistan’dan gelen gençler, ortalama olarak Türkiye kökenli öğrencilere göre daha dindar.
Bunun sonuçları neler oluyor?
Bununla birlikte kadınlara yönelik daha geleneksel değerler ve rol kalıpları da geliyor. Dindarlık artık birçok Müslüman için kimliğin merkezine yerleşmiş durumda. Bunun Müslüman olmayan öğrenciler üzerinde de etkileri var.
Nasıl etkiler?
Okullarda giderek daha fazla Müslüman olmayan çocuğun özellikle “Ben Hristiyan’ım” dediğini gözlemliyoruz. Eskiden bu pek görülmezdi. Şimdi bir öğrenci “Ben Müslümanım” dediğinde, diğeri “Ben Hristiyan’ım” diyor. Bunu reaktif, kimlik temelli bir Hristiyanlık olarak görüyorum.
Bu daha çok bir kimlik refleksi mi?
Evet. İçten gelen güçlü bir inançtan çok, özsaygıyı güçlendirme çabası söz konusu. Müslüman arkadaşlarına karşı “Benim de gurur duyduğum bir dinim var” mesajı verilmek isteniyor.
O halde ateistler için zor zamanlar mı?
Bazı okullardaki gelişmelere bakıldığında bunu söylemek mümkün. Ancak genel Avusturya toplumunda en büyük yönelim hâlâ dinsizlik ve agnostisizme doğru.
Geçen yıl okullarda Müslümanlığa geçiş dalgasından söz etmiştiniz. Bu sürüyor mu?
Bir dalga demem ama bir eğilim var. Müslüman öğrencilerin yoğun olduğu okullarda bazı çocuklar dini bir güç göstergesi olarak görüyor. “Doğru dine sahibiz, ailemiz ve değerlerimiz var, diğerlerinin ise hiçbir şeyi yok” düşüncesi yayılıyor. Bu da bazı çocuklarda aidiyet ve kabul görme eksikliği yaratıyor. Bunun sonucunda bazı Müslüman olmayan çocukların İslam’a geçtiğini gözlemliyoruz.
Bu yaygın mı?
Çok büyük sayılardan söz etmiyoruz ama münferit olaylar da değil. Viyana’daki bazı okullarda bu gerçekten bir konu. Neredeyse her ikinci ya da üçüncü sınıfta en azından İslam’a geçmeyi düşünen bir çocuk olduğu hissediliyor. Üstelik bu çocuklar çoğunlukla İslam’ın daha katı yorumlarına yöneliyor. Bu süreç resmî değil, daha çok gayriresmî ilerlediği için istatistiklere yansımıyor.
Ramazan ayı ve okullar da sık tartışılıyor.
Avusturya din dostu ama sekülerleşmiş bir ülke. Kurumlarımız çok dindar insanların ihtiyaçlarına göre şekillenmiş değil. Okulda namaz kılmak ya da oruç tutmak güçlü dini pratiklerdir ve seküler toplumlar bununla zorlanıyor.
Okullar nasıl yaklaşmalı?
Benim için çocukların korunması önemli. İlkokul çağındaki çocuklar oruç tutmamalı. Ailelerle konuşulmalı ve çocuklara “oruç tutmazsan kötü Müslüman olmazsın” mesajı verilmeli. Şu anda kim daha iyi oruç tutuyor şeklinde bir yarış var. Oruç tutmayanların “gerçek Müslüman olmadığı” algısı oluşturuluyor.
Bu neden kaynaklanıyor?
Sorun şu ki, hâkim İslam anlayışında dindarlık maneviyattan çok davranışlarla ölçülüyor. İslam; namaz, oruç ve başörtüsü gibi görünür semboller üzerinden tanımlanıyor. Bu da “helal” ve “haram” ekseninde daha güçlü bir sosyal baskı yaratıyor. Dünya “doğru” ve “yanlış” olarak ikiye ayrılıyor, aradaki gri alanlar kayboluyor. Bu durum okul kültürüne de yansıyor.
Bunu değiştirmek mümkün mü?
İnsanların din ile ilişkilerinin kişisel bir mesele olduğunu anlamaları gerekiyor. Manevi olarak inançlı bir Müslüman ile radikal ya da İslamcı biri arasındaki fark, kişinin dini kendisi için mi yaşadığı yoksa başkalarına mı dayattığıdır.
Bu anlayış nasıl yerleşebilir?
Öncelikle ailelerin eleştirel öz değerlendirme yapması gerekiyor. Çocuklar bu yaşlarda büyük ölçüde ailelerinden etkileniyor ve bu tutumları okul ortamında daha sert biçimde yansıtabiliyor. Bunun yanında okullarda zorunlu demokrasi ve etik dersleri önemli. Din derslerinin de demokrasi, saygı ve öz eleştiriyle daha fazla bağlantı kurması gerekir.
Bu öğrenciler üzerinde etkili olur mu?
Evet ama tek başına yeterli değil. Hümanist ve seküler bir İslam anlayışına ihtiyaç var. Bunun İslam âlimleri ve kurumları tarafından da savunulması gerekiyor. Çünkü birçok ılımlı Müslümanın radikallere karşı yeterli argümanı yok. Radikaller sık sık “Bu Kur’an’da yazıyor” diyerek her türlü sorgulamayı Allah’a karşı çıkmak gibi sunuyor. Böyle olunca ılımlı sesler savunmada kalıyor.
İslam kuruluşları buna ikna edilebilir mi?
Bazı çabalar var ama bu kuruluşların içinde hem ılımlılar hem de katı muhafazakârlar bulunuyor. En büyük hatalarından biri reform yanlısı sesleri uzun süre marjinalleştirmeleri oldu. Değişim çoğu zaman içeriden değil, dış baskıyla geldi. Çünkü aksi halde Avusturya’da sorun yaşayacaklarını gördüler.| ©Çeviri DerVirgül
Röportajın orjinalini okumak için buraya tıklayınız!
The post Röportaj | “Viyana’nın bazı okullarında Müslüman olmayan çocuklar İslam’a geçmeyi düşünüyor” first appeared on Der Virgül.
Haber Euro Türk sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
